Duyuru Etkinlik Genel Yayın Ziyaret

ALİ COŞKUN: “ALEVİLİK BİR HAFIZA, BİR VİCDAN, BİR MEDENİYET YÜRÜYÜŞÜDÜR”

USPUM’DA “TARİHSEL KAYNAKLAR IŞIĞINDA ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK” BULUŞMASI

Ulusal Stratejiler ve Politikalar Üretme Merkezi (USPUM) tarafından düzenlenen “Mefkûre Sohbetleri” kapsamında, Türkmen Alevi Ocakları Birliği Kültür Eğitim ve Sağlık Vakfı Başkanı Ali Coşkun, “Tarihsel Kaynaklar Işığında Alevilik-Bektaşilik” başlıklı sunum gerçekleştirdi.

9 Mayıs 2026 Cumartesi günü İstanbul Fatih’te gerçekleştirilen etkinliğe akademisyenler, araştırmacılar ve kanaat önderleri katıldı.

Etkinlikte Anadolu Aleviliğinin tarihsel kökleri, Horasan irfanı, Türkmen hafızası, Hacı Bektaş Veli öğretisi ve ocak sistemi gibi başlıklar ele alındı.

“ANADOLU’NUN HAFIZASINI KONUŞUYORUZ”


Ali Coşkun, Alevilik-Bektaşilik geleneğinin yalnızca inanç merkezli değerlendirilemeyeceğini belirterek, Anadolu’nun kültürel hafızasının da bu yapının önemli parçalarından biri olduğunu ifade etti.

“Alevilik yalnızca bir inanç meselesi değildir. Aynı zamanda bir kültürdür, bir vicdandır, bir hafızadır.” diyen Coşkun, Anadolu Aleviliğinin Orta Asya Türk kültürü, Horasan tasavvufu ve Anadolu halk kültürünün birleşiminden doğmuş özgün bir yapı olduğunu söyledi.

HORASAN İRFANI VE TÜRK TASAVVUFU VURGUSU


Etkinlikte Horasan merkezli Türk tasavvuf geleneğine de geniş yer verildi.

Ali Coşkun, Ahmed Yesevî çizgisinin Anadolu’daki Alevi-Bektaşi kültürünün şekillenmesinde önemli rol oynadığını ifade ederek, Anadolu’daki tasavvuf anlayışının Horasan irfanının devamı niteliğinde olduğunu belirtti.

Konuşmasında Türklerin İslamiyet’i kabul sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Coşkun, “İslamlaşmak başka şeydir, Araplaşmak başka şeydir.” ifadelerini kullandı.

Türklerin İslamiyet’i kabul ederken kendi kültürel hafızalarını tamamen terk etmediğini vurgulayan Coşkun, Anadolu’daki Alevi-Bektaşi geleneğinin Türk tasavvuf anlayışının önemli örneklerinden biri olduğunu söyledi.

HACI BEKTAŞ VELİ VE OCAK GELENEĞİNE DİKKAT ÇEKİLDİ

Etkinlikte Hacı Bektaş Veli öğretisi, dedelik kurumu ve ocak sisteminin tarihsel rolü de ele alındı.

Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’daki toplumsal birlik ve manevi yapı üzerindeki etkisine değinen Coşkun, onun öğretisinin merkezinde insan, vicdan ve hakikat anlayışının bulunduğunu ifade etti.

Alevi-Bektaşi geleneğinde dedelik kurumunun yalnızca dini bir yapı olmadığını belirten Coşkun, bu yapının aynı zamanda toplumsal hafızayı taşıyan önemli kurumlardan biri olduğunu söyledi.

VAKFIN ÇALIŞMALARINA DEĞİNİLDİ


Türkmen Alevi Ocakları Birliği Kültür Eğitim ve Sağlık Vakfı’nın yürüttüğü kültürel çalışmalar hakkında da bilgi verilen etkinlikte; birlik cemleri, Muharrem lokmaları ve çeşitli kültürel buluşmalar üzerinden toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesinin hedeflendiği ifade edildi.

Ali Coşkun, Anadolu’nun birçok bölgesinde insanların aidiyet, birlik ve dayanışma duygusuna ihtiyaç duyduğunu belirterek, kültürel çalışmaların bu açıdan önem taşıdığını dile getirdi.

Etkinlik soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

Ali Coşkun’un etkinlikte gerçekleştirdiği konuşmanın tam metni ise şöyle:

 

“Kıymetli hocalarım, değerli misafirler;
Bugün burada sizlerle aynı çatı altında bulunmaktan büyük bir onur ve memnuniyet duyduğumu
ifade etmek isterim.
Hepinizi sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.
Bugün burada yalnızca bir inancı konuşmak için bulunmuyoruz.
Aslında bugün burada Anadolu’nun hafızasını, Horasan’dan Anadolu’ya taşınan irfanı, Türklerin
tarihsel yürüyüşünü ve bu topraklarda oluşan büyük kültürel birikimi konuşuyoruz.
Fakat müsaadenizle şunu da ifade etmek isterim ki; benim için bu mesele yalnızca akademik bir
başlık değildir.
Çünkü ben bu kültürün içerisine doğmuş, bu yolun nefesiyle büyümüş bir insanım.
Ocak kültürünün içinde yetişmiş, bu geleneğin yalnızca anlatılagelen tarafını değil; yaşanan
tarafını da görmüş biriyim.
Bugün burada dile getireceğim meseleler yalnızca kitaplardan öğrenilmiş bilgiler değil; aynı
zamanda Anadolu’nun köylerinde, cemlerinde, sohbetlerinde, nefeslerinde yaşayan bir
hafızanın izleridir.
ALEVİLİK YALNIZCA BİR İNANÇ DEĞİLDİR
Belki de tam bu yüzden uzun yıllardır şunu düşünmekteyim:
Anadolu Aleviliği çoğu zaman ya eksik anlatılıyor…
Ya yalnızca folklorik bir unsur gibi görülüyor…
Ya da tarihsel derinliğinden koparılarak değerlendirilmek isteniyor.
Oysa Alevilik yalnızca bir inanç meselesi değildir.
Aynı zamanda bir kültürdür.
Bir vicdandır.
Bir hafızadır.
Ve Anadolu’daki Türk varlığının en önemli manevi damarlarından biridir.
Aleviliği yalnızca “mezhep” başlığı altında değerlendirmek, onu tarihsel bağlamından
koparmaktadır. Çünkü Alevilik; Orta Asya Türk kültürü, Horasan tasavvufu ve Anadolu halk
kültürünün birleşiminden doğmuş özgün bir medeniyet formudur.

HAFIZASINI KAYBEDEN TOPLUMLAR YÖNÜNÜ KAYBEDER
Bugün yürüttüğümüz kültürel çalışmaların temel amacı da tam olarak budur aslında:
Bu irfanı yalnızca geçmişin bir hatırası olarak bırakmamak…
Onu geleceğe taşıyabilmek…
Genç kuşaklarla yeniden buluşturabilmek…
Ve Anadolu’nun bu köklü hafızasını doğru biçimde anlatabilmek…
Çünkü biz görüyoruz ki;
modern çağ yalnızca teknolojiyi büyütmüyor…
Aynı zamanda toplumların hafızasını da aşındırıyor.
İşte tam da bu nedenle Türkmen Alevi Ocakları Birliği Kültür Eğitim ve Sağlık Vakfı ortaya
çıkmıştır.
Bu vakıf yalnızca bir kurum olsun diye kurulmadı.
Bir ihtiyaçtan doğdu.
Bir hafızayı koruma sorumluluğundan doğdu.
Ocak kültürünün, Alevi-Bektaşi irfanının, Türkmen geleneğinin ve toplumsal dayanışma
ruhunun gelecek nesillere taşınabilmesi düşüncesiyle ortaya çıktı.
Son yıllarda Anadolu’nun birçok noktasında gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde bunu çok daha
derinden gördük.
Çankırı-Şabanözü bölgesindeki inanç merkezlerinde…
Göldağı’nda…
Aşağıdemir’de…
Eskişehir’de düzenlenen Erenler Meydanı buluşmalarında…
Birlik Cemlerinde…
Muharrem lokmalarında…
İnsanların aslında yalnızca bir program aramadığını gördük.
İnsanlar aidiyet arıyor.
Muhabbet arıyor.
Birlik hissi arıyor.
Kendisini anlayan bir gönül dili arıyor.
Ve gittiğimiz her yerde şunu gördük:
Bu yol hâlâ yaşıyor.
Bu irfan hâlâ insanların gönlünde karşılık buluyor.
Ocak kültürü hâlâ Anadolu’nun hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Bugün yapılan her kültürel çalışma, düzenlenen her akademik program, gençlere uzatılan her
eğitim desteği aslında bu hafızayı diri tutma mücadelesidir.

Çünkü mesele yalnızca geçmişi anlatmak değildir.
Mesele; geçmişten gelen emaneti geleceğe taşıyabilmektir.
Çünkü biz biliyoruz ki;
Kökünü unutan toplumlar yönünü kaybeder.
Hafızasını kaybeden milletler ise zamanla başkasının hikâyesinde figüran hâline gelir.
İşte bu nedenle bugün burada konuşacağımız mesele yalnızca geçmiş değildir.
Aynı zamanda gelecektir.
BİZİ HORASAN’A GÖTÜREN KAPI
Ve ben çocukluğumdan beri şunu gördüm:
Anadolu Aleviliği yalnızca Anadolu’da başlamış bir hikâye değildir.
Bunun arkasında çok daha büyük bir irfan yürüyüşü vardır.
İşte bizi Horasan’a götüren kapı da tam olarak burasıdır…
HORASAN İRFANINDAN ANADOLU ALEVİLİĞİNE
HORASAN BİR COĞRAFYADAN FAZLASIDIR
Ve Horasan…
Horasan yalnızca bir coğrafya değildir.
Bir medeniyet havzasıdır.
Horasan denildiğinde çoğu insanın aklına yalnızca tarihî bir bölge gelir. Oysa Horasan, Türk-
İslam tarihinin en önemli düşünce merkezlerinden biridir.
Bugünkü İran, Türkmenistan, Afganistan ve Orta Asya’nın bir bölümünü kapsayan Horasan
bölgesi yalnızca ticaret yollarının değil, fikir hareketlerinin de merkezidir.
Özellikle 9. ve 13. yüzyıllar arasında Horasan, tasavvufi düşüncenin en güçlü damarlarından
birini oluşturmuştur.
Ahmed Yesevî geleneğiyle şekillenen bu anlayış; katı dogmalardan ziyade insan merkezli bir
irfan sistemi geliştirmiştir.
İşte Anadolu’ya gelen dervişlerin büyük bölümü de bu Horasan irfanının taşıyıcılarıdır.
HORASAN ERENLERİ VE ANADOLU’NUN MAYASI

Tarih literatüründe “Horasan Erenleri” olarak anılan bu yapı yalnızca din anlatan kişiler değil;
aynı zamanda Anadolu’nun Türkleşmesi ve kültürel olarak şekillenmesinde rol oynayan
toplumsal öncülerdir.
Hacı Bektaş Veli’nin de bu gelenekten beslendiği kabul edilmektedir.
Dolayısıyla Anadolu Aleviliğini anlamak için önce Horasan düşüncesini anlamak gerekir.
Çünkü Anadolu’daki Alevi-Bektaşi çizgisi, Arap coğrafyasındaki klasik din yorumundan ziyade
Horasan merkezli Türk tasavvuf anlayışının devamıdır.
TÜRKLERİN İSLAMLA KURDUĞU İLİŞKİ
İSLAMLAŞMAK AYRIDIR, ARAPLAŞMAK AYRIDIR
İnançların tarihine baktığımızda Türklerin İslamiyet’i kabulü, tarihte büyük bir kırılmanın söz
konusu olduğu bir dönemdir.
Ancak burada çok önemli bir ayrım bulunmaktadır:
İslamlaşmak başka şeydir, Araplaşmak başka şeydir.
Akademik açıdan değerlendirildiğinde Türkler, İslam’ı kabul ederken kendi kültürel kodlarını
bütünüyle terk etmemişlerdir. Tam tersine; İslamiyet’i kendi tarihsel hafızalarıyla yeniden
yorumlamışlardır.
İşte Anadolu’daki Alevi-Bektaşi düşüncesi tam da bu sentezin ürünüdür.
TÜRK TASAVVUFU VE KÜLTÜREL DİRENÇ
Orta Asya’daki kamusal dayanışma kültürü, kopuz geleneği, sözlü hafıza sistemi, kadın-erkek
birlikteliği ve doğa merkezli anlayış; Anadolu’da İslamî tasavvufla birleşerek farklı bir kültürel
yapı oluşturmuştur.
Bu nedenle Alevilikte ibadet yalnızca biçimsel ritüellere indirgenmez. İnsan ahlakı, vicdan,
paylaşım ve toplumsal adalet merkezi bir yerde durur.
Bugün “Türklerin Araplaşması” başlığı altında yapılan tartışmaların önemli bir kısmı da burada
düğümlenmektedir.
Çünkü tarih boyunca bazı toplumlar dini yalnızca şekil üzerinden yorumlamış; bazı toplumlar ise
dini kendi kültürel dokusuyla harmanlayarak yeni medeniyet biçimleri üretmiştir.
Türkler ikinci yolu tercih etmiştir.
Bu nedenle Anadolu’daki Alevi-Bektaşi kültürü; Türklerin İslam içerisinde kendi kimliğini koruma
reflekslerinden biri olarak da değerlendirilmektedir.

Burada şu noktanın altını çizmek gerekir:
Bu mesele herhangi bir millete karşı üstünlük tartışması değildir.
İslam evrensel bir inançtır. Ancak her toplum dini kendi tarihsel ve kültürel hafızasıyla yorumlar.
Arap toplumlarının dini yaşama biçimi ile Türk toplumlarının yaşama biçimi aynı tarihsel
süreçlerden geçmemiştir.
Dolayısıyla Anadolu’daki Alevilik; Arap yarımadasındaki klasik dinî yapıların devamı değil, Türk
tasavvuf geleneğinin Anadolu’daki özgün tezahürüdür.
HACI BEKTAŞ VELİ
ANADOLU’NUN MANEVİ MİMARI
Anadolu’nun Alevilik inancının sosyal mimarı olan Hacı Bektaş Veli yalnızca bir mutasavvıf
değildir.
Onun öğretisi, Anadolu’da farklılıkları bir arada tutan manevi bir çatı olmuştur.
13. yüzyılda Anadolu büyük bir çöküş dönemindeydi.
Moğol istilaları, siyasal parçalanma, ekonomik krizler ve mezhepsel çatışmalar halk üzerinde
büyük travmalar yaratmıştı.
İşte Hacı Bektaş Veli böyle bir dönemde ortaya çıkarak merkezine insanı koyan bir düşünce
sistemi geliştirdi.
KORKU DEĞİL, HAKİKAT MERKEZLİ BİR YOL
Onun öğretisinde;
Korku değil sevgi,
Ceza değil olgunlaşma,
Şekil değil hakikat vardır.
“Eline, beline, diline sahip ol” ilkesi yalnızca bireysel ahlak öğretisi değildir; aynı zamanda
toplumsal düzenin etik manifestosudur.
Benzer şekilde “Dört Kapı Kırk Makam” öğretisi de insanın manevi gelişimini sistematik hale
getiren bir irfan modelidir.
Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kavramları; insanın yalnızca bilgiyle değil, ahlaki olgunlukla da
kemale ulaşacağını ifade eder.
ALEVİLİKTE İNSAN VE VİCDAN

İNSAN HAKKIN TECELLİSİDİR
Kıymetli misafirler,
Alevi-Bektaşi düşüncesinde insan kutsaldır. Çünkü insan, Tanrı’nın yeryüzündeki tecellisi olarak
görülür.
Bu nedenle Alevilikte korku merkezli bir Tanrı anlayışından çok; vicdan merkezli bir hakikat
anlayışı bulunmaktadır.
Cem ritüellerinde kadın ve erkek birlikte yer alır. Bu durum, Orta Çağ’ın toplumsal şartları
düşünüldüğünde oldukça dikkat çekicidir.
Semah yalnızca fiziksel bir dönüş değildir; insanın evrenle kurduğu metafizik ilişkinin sembolik
anlatımıdır.
Bağlama ise yalnızca bir saz değildir; tarihsel hafızanın taşıyıcısıdır.
Pir Sultan Abdal’dan Kul Himmet’e uzanan nefes geleneği, Anadolu’daki toplumsal hafızayı
yüzyıllar boyunca sözlü biçimde taşımıştır.
TARİHSEL HAFIZA VE DİRENİŞ
ALEVİ TOPLUMUNUN KIRILMALARI
Değerli katılımcılar,
Alevi toplulukların tarihsel hafızasını şekillendiren önemli kırılmalardan biri Osmanlı-Safevi
döneminde yaşanmıştır.
Özellikle Yavuz Sultan Selim dönemiyle birlikte Anadolu’daki Kızılbaş topluluklara yönelik sert
politikalar uygulanmış; bu durum Alevi toplumunda derin tarihsel travmalar oluşturmuştur.
Bu nedenle Alevilik yalnızca bir inanç sistemi değil; aynı zamanda tarihsel hafızayı koruma
refleksi haline gelmiştir.
DEDELİK VE OCAK SİSTEMİ
ALEVİLİK İNSANI YALNIZ BIRAKMAZ
Ocak sistemi, dedelik kurumu ve sözlü kültür aktarımı da bu hafızanın korunmasında kritik rol
oynamıştır.
Çünkü Alevî-Bektaşî geleneğinin en güçlü taraflarından biri de budur:
İnsanı yalnız bırakmaması.
Burada dedelik kurumuna ayrıca değinmek gerekir.

Çünkü Alevîlikte dede yalnızca din adamı değildir.
Hakemdir.
Öğretmendir.
Rehberdir.
Toplumsal hafızanın taşıyıcısıdır.
Asırlardır Anadolu’nun birçok bölgesinde insanlar yalnızca inançsal meselelerde değil;
toplumsal sorunlarda da dedelere başvurmuştur.
Çünkü dedelik kurumu yalnızca ritüel yürüten bir yapı değil; toplumsal düzeni ayakta tutan
manevi bir otorite olarak görülmüştür.
Bugün Alevîlik üzerine yapılan modern çalışmaların en önemli katkılarından biri de “ocak
sistemi”nin yeniden anlaşılmasıdır.
Çünkü Alevîliği yalnızca teorik metinlerle anlamak mümkün değildir.
Ocak yapıları, talip-dede ilişkileri, cem ritüelleri, nefes geleneği ve yerel kültürel yapılar birlikte
değerlendirilmelidir.
ANADOLU ALEVİLİĞİNİN ZENGİNLİĞİ
TAHTACILAR, ÇEPNİLER VE TÜRKMEN HAFIZASI
Gerçekten de Anadolu Alevîliği tek tip bir yapı değildir.
Tahtacılar vardır.
Çepniler vardır.
Sıraçlar vardır.
Farklı ocaklara bağlı Türkmen toplulukları vardır.
Bu çeşitlilik aslında Anadolu Aleviliğinin zenginliğini göstermektedir.
Mehmet Eröz’ün çalışmaları özellikle Tahtacı ve Çepni Türkmenleri konusunda son derece
önemli bilgiler sunmaktadır.
Mesela Tahtacılar yalnızca bir inanç topluluğu değildir.
Tarih boyunca orman işçiliği ve ağaç işçiliğiyle uğraşmış Türkmen topluluklarıdır.
“Tahtacı” adı da zaten buradan gelmektedir.
Çepniler ise Oğuz boylarının önemli kollarından biridir.
Fuad Köprülü’nün de ifade ettiği gibi özellikle Karadeniz bölgesinin Türkleşmesinde büyük rol
oynamış Türkmen unsurlardır.

Burada özellikle altını çizmek gerekir ki;
Alevîlik-Bektaşîlik, Anadolu’daki Türkmen tarihinden bağımsız düşünülemez.
Bu gelenek büyük ölçüde Türkmen topluluklarının tarihsel hafızasıyla şekillenmiştir.
GÜNÜMÜZ TARTIŞMALARI
ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İRFAN DÜNYASIDIR
Ancak son yıllarda bu konuda ciddi kırılmalar ve tartışmalar da yaşanmaktadır.
Bazı ideolojik yaklaşımlar Alevîliği tamamen İslam dışı göstermeye çalışırken; bazı yaklaşımlar
ise Alevîliği yok saymaya çalışmaktadır.
Oysa tarihsel gerçeklik çok daha derindir.
Alevîlik ne tamamen İslam dışıdır…
Ne de yalnızca folklorik bir unsurdan ibarettir.
Alevîlik yaşayan bir inanç, kültür ve irfan dünyasıdır.
Özellikle son dönemlerde ortaya atılan “Alisiz Alevilik” gibi tezlerin tarihsel karşılığı
bulunmamaktadır.
Çünkü Alevî nefeslerine baktığımızda…
Cem dualarına baktığımızda…
Deyişlere ve ritüellere baktığımızda…
Hz. Ali merkezli anlayışın, Ehl-i Beyt sevgisinin ve Kerbelâ hafızasının son derece güçlü olduğu
açık biçimde görülmektedir.
Cemlerde okunan gülbenklerde;
Hz. Muhammed, Hz. Ali, On İki İmam ve Kerbelâ vurgusu asırlardır yaşamaya devam
etmektedir.
Dolayısıyla Anadolu Aleviliğini anlamak için yalnızca bugünün siyasi tartışmalarına değil;
tarihsel hafızaya, kültürel sürekliliğe ve Anadolu’nun irfan damarına bakmak gerekir.
HACI BEKTAŞ VELİ’NİN BUGÜNE MESAJI
“İLİMDEN GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR”
Bugün Hacı Bektaş Veli’yi yalnızca tarihsel bir figür olarak okumak yetersizdir.
Çünkü onun düşüncesi modern dünyanın krizlerine karşı da önemli mesajlar taşımaktadır.

Kimlik çatışmalarının arttığı, toplumların kutuplaştığı, dinin siyasallaştığı bir çağda Hacı Bektaş
Veli’nin çağrısı hâlâ günceldir:
“İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.”
Bu söz yalnızca dinî değil; aynı zamanda toplumsal ve epistemolojik bir uyarıdır.
Bilgiyi kaybeden toplumlar fanatizme sürüklenir.
Vicdanı kaybeden toplumlar ise adaleti kaybeder.
FİNAL
ALEVİLİK BİR HAFIZA VE VİCDAN YÜRÜYÜŞÜDÜR
Dolayısıyla bugün Aleviliği konuşmak; yalnızca geçmişi konuşmak değil, aynı zamanda
Anadolu’nun geleceğini konuşmaktır.
Çünkü biz biliyoruz ki;
Kökünü unutan toplumlar yönünü kaybeder.
Hafızasını kaybeden milletler başkasının hikâyesinde figüran olur.
Anadolu Aleviliği işte bu yüzden yalnızca bir inanç değildir;
Bir hafıza,
Bir vicdan,
Ve bir medeniyet yürüyüşüdür.
Hacı Bektaş Veli’nin yaktığı ışık bugün hâlâ Anadolu’nun vicdanında yanmaya devam
etmektedir.
Sözlerime son verirken; geçmişinden güç alan ama yüzünü daima geleceğe dönen bir anlayışla
hepinizi sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.
Aşk ile…”

Leave feedback about this

  • Quality
  • Price
  • Service

PROS

+
Add Field

CONS

+
Add Field
Choose Image
Choose Video